YAZARIMIZ VURAL AKSANKUR’A TEŞEKKÜRLERİMİZLE….

10 Yaşındayız… 10. yılımıza özel olarak çok sayıda yazarımızın hazırladığı bildiri ve mesajları paylaşıyoruz. Her birine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız!

Can Gazalcı ile telefonda tanıştığımda elimde bir tomar bilgisayar çıktısı kâğıt, romanının bir an önce okuyucu ile buluşmasını isteyen sabırsız biriydim. Değerli bir arkadaşım editoryal destek arıyorsan işte isim bu demişti!

YazarEvi’ne Can Gazalcı’nın öğretici, yönlendirici, çok değerli katkısı ve vizyon sahibi yazarlarının misafirperverliği ile girdim. YazarEvi’nin sağladığı aile ortamına bayıldım.

İnanılmaz detayları ele alarak çalıştık Can ile. İki roman yazdım. Onun desteğini birlikte çalıştığımız dönemde öyle özümsedim ki, YazarEvi dünyasının sağladığı yaratıcı desteğe hayran oldum.

YazarEvi dünyasında; yetenekli, yaratıcı, alçakgönüllü, tek kelime ile güzel insanların olması bana önce şaşırtıcı sonra da çok doğal geldi. Onlar, Can Gazalcı gibi çok değerli bir yazar, editör; hepsinin önünde duygulu ve ahlâklı bir insanın etrafında çember oluşturmuşlardı. Ne mutlu bana ki; iki uzun romanımı beraber bitirdiğimiz yorucu, gergin yazı günlerimiz şimdi gülümsetici anılar ile taptaze aklımda.

YazarEvi’nin 10. yaşını kutluyorum. Daha nice seneler yazarlara, anlatacak hikâyesi olan yazar adaylarına, edebiyat dünyasına güzel eserler kazandıracak tüm gönüllülere yardımcı olmalarını temenni ediyorum.

YazarEvi, iyi insanların evidir.
Nice senelere!

AHMET MERT YILMAZ


YAZAREVİ 10.YIL- Hayallerin Kardeşliği

‘Bir yazar yapıtını ortaya çıkardıktan sonra noktayı,virgülü ayarlayan elbet bulunur. Önemli olan yazarın kurduğu dünyadır, gerisine kim karışabilir?’

Şayet dünya bu görüşte hemfikir olsaydı; F.Scott Fitzgerald’ın Gatsby’si muhteşem olmayabilir, T.S.Elliot’ın ‘Çorak Ülke’si gerçekten çorak kalabilir, Raymond Carver’in minimalist tarz öyküleri hiç doğmayabilirdi. Fitzgerald’ a ‘Gatsby’yi muhteşemleştirenin Maxvell Perkins, T.S.Elliot’a şiirinin neredeyse yarısını attırıp gerçek inciyi ortaya çıkartanın Ezra Pound, Raymond Carver’ın öykülerini biricik yaptıranın da Gordon Lish olduğunu yazıyor Edebiyat tarihçileri. Yani sadece metinlerin imlası ile uğraşan değil yazarın beynindeki düşünceyi – bazen yazardan da daha net- kavrayıp sonucu daha eşsiz kılan yaratıcı editörler sayesinde eserler değerleniyor, tarihe geçiyor, ruhumuzda iz bırakıyor.

Kendi adıma Yaratıcı Editörlük kavramını öğrendiğim yerdir YazarEvi. Dosyamı paylaştığımda yazdıklarıma kutsal bir metin gibi saygıyla yaklaşan, sözcüklerimi benden çok sahiplenen YazarEvi... Birlikte aldığımız yol boyunca gösterdikleri rengarenk çiçeklerin bolluğunu ve ilk kez gördüğüm renklerini hiç unutamam. Asla yormadan, bilgiçlik taslamadan dokundular her bir sözcüğe. Sanki dünyanın en güzel metnini yazmıştım, onlara birkaç minik ipucu fısıldamak kalmıştı, öylesine alçakgönüllü bir sihirli değnekti ellerindeki.

‘Güneşin altında söylenmemiş bir söz yok.’ ifadesi Antik Çağlara, Cicero’nun zamanına kadar dayandırılır ; ‘ önemli olan ne anlattığımız değil onu nasıl anlattığımızdır’ deriz.Yazar Evi ile tanıştığımdan beri artık diyorum ki;

Belki önemli olan anlatım şeklidir, evet, ama bir kez yolunuz Yazar Evi ile kesiştiyse onların sizi buluşturduğu yepyeni anlatım patikalarının sonu mutlaka denizlere çıkar!

Edebiyatın tılsımını hiç kaybetmeden daha nice 10 yıllara...


GONCA ATAÇ



Yedi yıldır üzerine çalıştığım romanı 4 defa elden geçirip artık daha fazla bir şey katamayacağıma kani olduktan sonra YazarEvi ile tanıştım. Sevgili editörüm benim görmediğim şeyleri gördü, birlikte romanı çok daha üst bir seviyeye çıkardık. Sonrasında katıldığım atölyede ise hem yazmanın temel kavramları hem de yeni yazım teknikleriyle tanıştım. Farklı seslerden farklı renklerden yol arkadaşlarım oldu. YazarEvi’nin onuncu yıldönümünü kutluyor daha uzun yıllar birlikte çalışmayı birlikte üretmeyi diliyorum.

MEHMET CERAN


Yazarlık Atölyesi benim hayal panosu dileğimdi ❤️

Sadece yazarlık ile ilgili teknik ve pratik bir eğitim olacak sanırken; yazdığım öykülerle bir sürü yakınımın, hatta kendimin bile bilmediğim farklı benle ve bu yeni benle aynı lisanı konuşan şahane insanlarla tanışma fırsatı oldu🙏

Birçoğumuzun yazarken çoğunlukla beğenmediği öyküler anladık ki sandıklarından çıkınca birinin kalbinde çok kıymetli bir yere oturabiliyormuş.

Siz de benim gibi herkese verip kendinizden sakındığınız o hediyeyi vermek isterseniz eğer… Şimdiden aramıza hoş geldin!

NİHAN ARACAGÖK



Hayata tutunmanın gereklilikleri benim ilgi alanlarımdan hızla uzaklaşıyordu. Başarının soyut değil somut olduğuna inanmaya başlamıştım. Bu tüketici yeni dünyaya çok çaba ve sıfır istekle tutunmaya çalışıyordum. Kitap okumanın, bir şeyler yazmanın bu dünyada bir değerinin olmadığını düşünüyordum. Sonra Yazarevi ile tanıştım. Gördüm ki değerlerim hala geçerli, duygularım kıymetli… Başarının benim belirlediğim bir his olduğunu gösteren ve bu hissi bana yaşatan YazarEvi’ndeki insanlara teşekkürler. Bir parçası olmayı dilediğim 10 yıllara…

DENİZ GÜZELİŞ


Yaşamımıza değer katan insanlar, olaylar, anlar vardır. Değişmenize, gelişmenize, daha mutlu, daha derin, daha renkli olmanıza olanak sağlarlar. YazarEvi benim yaşamıma değer kattı. Artık edebiyat yolculuğumda daha derin deryalarda daha canlı bir ruhla ilerlemenin mutluluğunu yaşıyorum. 10. yaşımız kutlu olsun.

İLTERİŞ KILINÇ

Güldüğümüz, ağladığımız, yaşamdan saklıca aldığımız anları bırakıp gideceğiz bir gün. Ardımızda ne kalacaksa odur aslolan. Bu yüzden yazıyordum ama sözcüklerim, cümlelerim yerlerinde tedirgindi.

Aklımda siyahlı pembeli çeşit çeşit hikâye vardı, bir bilenle paylaşmak, neyi yapıp neyi yapamadığımı ya da doğrusunun nasıl olacağını öğrenmem gerekiyordu. Yola çıktım. Her yol bir durağa ulaştırır insanı; uzun yürüyüşüm beni YazarEvi'ne ulaştırdı...

Berrak bir gülüşün bile vefanın anahtarı olduğunu düşünmüşümdür; çünkü özünde iyi niyet barındırır. Yaptığımız iş her ne ise; bizi güvende hissettirecek yapıcı bir cümle, suyun akışını değiştirmeden çizilen yön, bir yere, bir eve, bir insana vefa, minnet duymak için sağlam bir dayanaktır.

Yıllardır hep söylediğim, ömrümce aynı biçimde söyleyeceğim gibi yolum Can Hocayla kesişince YazarEvi bana bir okul oldu. Orada yazmanın ötesinde insanı anladım, kendimi anladım... Öğrenmenin yaşı yoktu, söylendiği üzere; bilgisini ayrımsızca kimseden esirgemeyen bir geliştirici kitap editöründen çok şey öğrendim.

YazarEvi'nin doğum günü bugün; kutlu olsun. O masalsı ev ve onun mimarı, kalbimdeki özel köşenin sahibi, Can'ım, canım kardeşim Can Gazalcı hep var olsun. Emekle, özveriyle yola devam...

SIBEL GÜNEŞDOĞDU


Yazmak, bence hiç tanımadığımız ve belki de hiçbir zaman tanışamayacağımız insanlarla hayallerimizi, kırgınlıklarımızı, umutlarımızı ve yaşanmışlıklarımızı paylaşmanın en zarif hâli. Aynı zamanda büyük bir cesaret işi. Çünkü yazarken yalnızca kelimelerimizi değil, kendimizden parçaları da ortaya koyuyoruz.

Uzun süre dosyama hep aynı gözle baktım. “Güzel ama sanki hâlâ eksik…” düşüncesiyle beklediğim, ertelediğim, kendime eziyet ettiğim geceler oldu. Tam da böyle bir dönemde yolum YazarEvi ailesi ve sevgili editörümle kesişti.

O günden sonra yazarlık yolculuğum bambaşka bir anlam kazandı. Yazmanın yalnızca ilhamla değil; emekle, sabırla ve doğru yönlendirmeyle gelişen bir süreç olduğunu öğrendim. Bir metnin, işini tutkuyla yapan bir editörün dokunuşuyla nasıl güçlendiğine tanıklık ettim. En önemlisi de yazdıklarımın daha iyi hâline ulaşabileceğini gördüm.

Bugün geriye dönüp baktığımda YazarEvi’nin benim için üretmeye cesaret veren, gelişmeyi öğreten ve yazma yolculuğunda güvenle yürünecek bir durak olduğunu görüyorum. Bu yolculuğun bir parçası olmaktan mutluluk duyuyorum.

BİLGÜL ÖZ 

Yazarlık tuhaf bir iş. Rüzgarını insanın kendi kelimelerine âşık olmasından alıyor. Editörlük ise o bağı incitmeden, metni yazardan kurtarma sanatı. Editör "Şu paragrafı atalım mı?" dediğinde, önce hafif bir kalp çarpıntısı yaşanıyor. Sonra o paragraf gidiyor ve metin gerçekten nefes almaya başlıyor. Dışarıdan acımasız gibi görünüyor ama aslında son derece şefkatli bir iş.

Hem yazar hem editör olarak şunu öğrendim: İyi editör, yazarı düzeltmez, metni yazara geri verir. Öncelikle doğru soruları sorar. Sonra, ayağı takılan cümleyi kaldırır, fazla parlayan bir benzetmenin ışığını biraz kısar, yazarın sesini bastırmadan daha uzağa ulaşmasını sağlar. Biraz marangozdur, biraz psikolog, biraz da diplomat. YazarEvi on yıldır tam olarak bunu yapıyor. Yalnızca metinleri değil, yazarları da büyütüyor. İlk dosyasını gönderenin heyecanını da, onuncu revizyonda hâlâ aynı cümleyle inatlaşanın halini de biliyor. Ve bütün bunları okura fark ettirmeden yapıyor. İyi bir metni okurken editörü fark etmiyoruz. Tıpkı iyi bir çevirmeni ya da iyi bir hakemi fark etmediğimiz gibi. Belki de editörün alametifarikası bu görünmezliği.

"Ev" kelimesi kolay kullanılmamalı. Ama on yılın sonunda dönüp bakınca, bazı yerlerin bu adı gerçekten hak ettiğini görüyorsunuz. Başta kurucu editör Can Gazalcı olmak üzere bu evi kuran, yaşatan ve kapısını yeni seslere açık tutan herkese tebrikler ve teşekkürler! Nice metinlere, nice yazarlara, nice doğru sorulara, nice cesur silmelere…

ÖZLEM YANMAZ


Düşündüm de, Yazar Evi benim için ne ifade ediyor acaba?

Sonra cevabı buldum.

Yok, yok… Öyle sandığınız gibi sıradan bir yer değil Yazar Evi. Benim için bir hayalin adıydı. Hatta belki de o hayale açılan kapının ta kendisiydi.

Sizin için önemli midir bilmem ama benim için kapılar, hep ayrı bir anlam taşımıştır. “Bir kapı kapanır, bir diğeri açılır” sözü de bana hiçbir zaman sıradan bir teselli cümlesi gibi gelmemiştir çünkü bazı kapılar gerçekten insanın kaderine açılır. Bilirim. İnsan bazen bir eşiği geçer ve bunun ne anlama geldiğini ilk anda fark etmez bile. İyi ki ben de bütün korkularıma karşın cesaretimi toplayıp o kapının eşiğinden içeri adım atmışım. O yüzden YazarEvi`ni  yalnızca kitapları yayına hazırlayan yer olarak görmüyorum; YazarEvi, hayatlara dokunan, hayallere cesaret veren ve edebiyatın kapısını yeni seslere ardına kadar açan bir güzel yer...

İyi ki o kapı 10 yıl önce açılmış!

ÖZLEM İBİŞ YILMAZ


Yaşam dediğimiz şey, biriktirdiğimiz kelimelerin hikâyesidir. Çocukluktan itibaren toplarız onları. Kimi bir sevinçten geriye kalır avucumuzda, kimi bir kayıptan, kimi bir özlemden... Yıllar geçer, kelimeler çoğalır. Sonra günü geldiğinde onları yan yana dizeriz. Kelimeler cümlelere dönüşür. Cümleler paragraflara. Paragraflar bölümlere. Ve bölümler, bir insanın kendi ömrünün kelimelerinden damıttığı bir romana...

Fakat hiçbir yazar, pişirdiği yemeğin tadını kendi damağıyla tam olarak anlayamaz. İşte bu yüzden editörler vardır. Onları yalnızca metni düzelten kişiler olarak görüyorsanız yanılırsınız. Editör, umami tadı arayan, kelimelerin şefidir. Bir cümlenin tuzuna bakar. Bir paragrafın ateşini ayarlar. Fikrin ham kaldığı yeri görür. Anlatının fazla kaynadığı noktayı fark eder. Ve herkes tabaklamanın şıklığına bakarken, o lezzetin peşine düşer. Çünkü bilir iyi bir metnin tatla hatırlandığını...

Bazı kitaplar okunur unutulur, bazıları ise lezzet vermek ve insanın içinde saklı kalmak için yazılmıştır. Bu lezzeti, bu saklı kalmışlığı sağlayan şey çoğu zaman görünmeyendir. Yüzeyde satırlar vardır.

Derinde ise onları taşıyan bir derya...

Sessiz, geniş, sabırlı ve derin.

YazarEvi, on yıldır kelimelerin piştiği, fikirlerin demlendiği, hikâyelerin olgunlaştığı böyle bir mutfak.

Nice yıllara YazarEvi.

RAUF HAMDİ SALACAKLI


Yazardan ayrılan metnin okurla buluşacağı, metnin kendi benzersiz gerçekliğini ve şiirini dünyaya duyuracağı o özel ana kadar, art arda sıralanan sözcüklerin, hatta boşlukların içerdiği bütün bir anlam dünyasının, yazının geometrisinin, mimarisinin sorumluluğu, çoğu zaman yazar gibi editörün de omuzlarındadır. Değerli her bir editörüyle Yazarevi’ni, sevgili Can Gazalcı’yı bu sorumluluğun hakkını vererek, yeni yazarlar, yeni okurlar için edebiyatı daha iyi bir yer yaparak geçirdikleri on yıl için tebrik ediyor, benzeri ve daha da iyisiyle nice yıllara diliyorum.

BURAK ÇAPRAZ


Benim için YazarEvi, profesyonellik demek… YazarEvi, hobi olarak başladığım bir etkinliğin profesyonel bir destekle müthiş bir tatmin noktasına ulaşmasını sağladı. Editörümün ilk andan itibaren gelişime, öykünün özüne ve anlatımın gücüne dair yönlendirmeleri beni hem motive etti hem de çok fazla şey öğrenmeme vesile oldu. Profesyonellikleriyle esere kattıkları değer, insani olarak bana yaklaşımları benim için çok değerliydi. Editörüm çalışmanın en iyi halini ortaya çıkarmak için oldukça değerli tespitlerle yazarlık deneyimime de epey bir katkıda bulundu. Bu ve birçok sebepten ötürü YazarEvi’nin tecrübesinden faydalanmaktan her an keyif duyuyor ve onlarla bir arada olduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Daha nice on yıllara… Bana kattıklarınız için teşekkürler YazarEvi!

TURGUT BARUT


Benim için YazarEvi; yazmaya farklı bir gözle bakmamı sağlayan Editörlerin tıpkı kendi kitaplari gibi sizin kitabınızla özene bezene ilgilendiği yerdir. Şairin dediği gibi "Çirkidir dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek." Editörüm iyi ki var. 😊

TANJU ÇOBAN


İçtenlikle teşekkürlerimi sunuyorum. Keşke ilk eserimden itibaren kendileriyle çalışabilseydim! Sadece imla ve noktalamaya odaklanmıyorlar, metni gerçekten, hissederek okuyorlar ki bugünün dünyasında bu altın değerinde bir yaklaşım. Metindeki gizli mesajları, alegorileri ve mitolojik bağları fark etmeleri beni derinden etkiledi, adeta gözlerimi yaşarttı. Benim için çok ama çok değerliler. İyi ki varlar, hep olsunlar!

PERİZAT ŞEN


YazarEvi ile yolum, henüz elimde sadece bir hikaye taslağı varken kesişti. O dönem en çok ihtiyacım olan şey, yazdıklarıma inanan ve bana yön gösteren bir destekti.

YazarEvi bana editörlük süreci sunmanın yanı sıra, yazdığım her satırın değerli olduğuna dair bir güven verdi. Bu güven sayesinde "Görünmeyen Oyunlar" bugün okurla buluştu. Tüm kadınlara ışık olsun. 🙏

10 yıl boyunca nice yazarın hayalini gerçeğe dönüştüren YazarEvi'ne, bana kattığı cesaret ve özen için minnettarım.

İyi ki varsınız. Nice 10 yıllara...

HAZAL FARAH💫


Yazarevi, kendi hayal deryanızda inci mercanla boğuşurken derinlerde kaybolmanızı önleyen can simidi gibi. Önce kucağınızdakilerle birlikte sizi yüzeye çıkarıyor, sakinleştiriyor. Sonra da birbirine dolanmış hazinelerinizi sıraya koymanızı, en güzel haliyle ipe dizmenizi sağlıyor. Kendi gücünüzü, yaratıcılığınızı yeniden keşfediyorsunuz.

Özgün sesimi korumama yardımcı olduğunuz için minnettarım.

HAVVA TOZAN

Bir yazar için en değerli şeylerden biri, hikâyesine inanacak bir kapının var olduğunu bilmektir. On yıldır bu kapıyı açık tuttuğunuz için teşekkürler. Dört senedir üzerinde titizlikle çalıştığım eserime sevgili editörümün gösterdiği özen de benim için çok kıymetli. Güçlü hikâyeleri ve yeni kalemlerin hayallerini okurlarla buluşturan çok değerli editörleriyle Yazarevi’nin 10. yılı kutlu olsun.

MELTEM YÜCELER












9 Yaşındayız!

2025-2026 YazarEvi Bildirisi

Kaleme alan: Edebiyatist Yayınevi’nden çıkan Sadece’nin Yazarı Çiğdem Biçel

Bir Yazarın Kalbinden: Çiğdem Biçel

“İlahi olanla beşeri olanın tam kesişiminde bir kelime vardı. Ve o kelime ‘başla’ demeden başlamazdım. Çünkü her hikâyem, YazarEvi’ne varmadan tamamlanmış sayılmazdı.”

Yol, bazen bir kâğıdın kenarında başlar. Bazen bir cümlede düşer içimize. Bazen bir soru olur, gecelerce yanıtını ararız: “Bu yazdıklarım bir gün bir kitaba dönüşür mü?”

Ben bu sorunun cevabını ışıktan örülmüş bir evin içinde buldum: YazarEvi’nde.

9 yıldır hayallerle yoğrulmuş dosyaların kalbine dokunan bir ev burası. Ve her yeni yaşında biraz daha derinleşiyor, genişliyor, olgunlaşıyor. Bir yazar için yalnızca kitap yayımlamak değildir mesele; kalbinin, aklının ve ruhunun el birliğiyle işlediği bir metni, hak ettiği özenle hayata uğurlayabilmektir.

 YazarEvi işte tam da burada devreye girer. Orada bir kapı açılır ve her yazar kendi iç yolculuğuna doğru yürümeye başlar. Can Gazalcı’nın yaktığı o ilk kıvılcım, zamanla her yazarın kalbine sirayet eden bir ışıltıya dönüşür. Ve o ışık, yalnızca yazılanı aydınlatmaz; yazarın içini, niyetini, yolculuğunu da aydınlatır.

 Ben bu evde kelimelerimi terbiye etmeyi, susmayı, sonra doğru anda haykırmayı öğrendim. Dosyamdaki her satır, birilerinin sadece "düzenlenmiş" değil, anlaşılmış gözleriyle buluştu. Yazmak, ne zaman susacağımı da bilmekmiş.

 YazarEvi, yalnızca bir editörlük merkezi değildir; orası bir eylemdir, bir niyettir, bir dua gibidir. Her sayfa bir sabırdır. Her düzeltme bir yeniden doğuştur.

 Dokuz yaşına girmiş bu evin, o ilk harfi atarken nasıl titrediğini bildiğim için, şimdi daha gür, daha emin bir sesle konuştuğuna şahidim. Bir kadın olarak bu yolda yürürken her adımda kendimle, yazdıklarımla ve yazamadıklarımla yüzleştim. Ama her zaman omzumda bir el vardı: hem yazdığımı bilen, hem yazamadığımı hisseden...

O el Can Gazalcı’ydı. O el YazarEvi’ydi.

Bugün geriye dönüp baktığımda, romanımın içindeki ilahi yolculukla beşeri aşkın nasıl birbirine değdiğini daha iyi anlıyorum. Çünkü aynı şey yazmak için de geçerliydi: İnsan kelimelerine âşık olmazsa, onları ilahi yolculuğa teslim edemez.

Dokuz yılda, binlerce satır yazıldı. Sayısız kalem bu evin mutfağından geçti. Kimi ilk heyecanla, kimi defalarca dönerek... Ama hepsi, sonunda bir “evet”e vardı.

YazarEvi 9 yaşında. Ama bazı evler, kaç yaşında olursa olsun, ilk günkü niyetle kalır ayakta. Ve ben biliyorum, bu ev hep böyle kalacak:

Söze saygılı, emeğe sadık, yazara yoldaş.

 Nice yaşlara YazarEvi.

Nice kelimelere, nice kalplere, nice kitaplara…

 – Çiğdem Biçel

Temmuz 2025

 

 8 Yaşındayız!

2024-2025 YazarEvi Bildirisi

Kaleme alan: Epsilon Yayınevi’nden çıkan Rafine Yıllar ve Sedef Parmaklık’ın Yazarı Ahmet Mert Yılmaz  

YazarEvi ailesi olarak 8. kuruluş yıldönümümüzü kutlamanın sevinci içindeyiz.  

Her doğum günümüzde olduğu gibi biz, geride bıraktığımız bir yılı değerlendirirken henüz yaşamadıklarımızın heyecanına kapılır, geleceğin düşünce ufkunda yeniden yola koyuluruz. Başarılı olup güzel işlere imza atmışsak, yeni yaşımıza onurlanarak girer, geleceğin gizemine kocaman bir kucak açarız. Bizim en büyük dileğimiz yazarlarımız ve yeni yazar adaylarımız ile çalışarak ülkemize eserler kazandırmak, onların sıra dışı, mükemmel olmaları için çalışmaktır.

Can Gazalcı’nın 2016 yılında en iyi kitap editörlüğü sloganı ile edebiyat dünyamızla tanıştırdığı YazarEvi, kuruluşundan itibaren çok değerli yazarlar ile çalışmaya başlamıştır. Eserler hazırlanıp bir bir okuyucuların huzuruna çıkarken henüz daha üçüncü yıl dolmadan YazarEvi’nin özel koleksiyonu olan ilk eser, Edebiyatist Yayınevi’yle yaptığı işbirliği sonucu raflarda yerini almıştır. YazarEvi’nden bugüne kadar her yıl 7-8 adet çok kıymetli hikâye, şiir kitabı veya roman basılmıştır.

Aklındakileri satırlara dökmek isteyen yazarların hayallerini ne süsler? Yanıtını, ben ve benim gibiler çok iyi bilir.

Elbette güzel, özenle tasarlanmış renkli kapağında isimlerinin yer aldığı bir kitap. Ah, onu bir an önce kitaplarla dolu bir rafta görse veya ilmek ilmek işlediği sözcükleriyle bezenmiş kitabı internet sayfasında yeni çıkan eserlerin arasında yer alsa!

YazarEvi işte bunu düşleyenlerle birlikte çalışmak için var.

Yazar ile ortak sorumluluklar üstlenmek için sekiz yıldır çalıştık, büyüdük. Eserlerin salt, noktasına virgülüne, paragraf başlıklarına, imlâsına bakmak için değil, yazarın üslubuna sadık kalarak metnin içeriğine özen göstermek, yaratıcılığını teşvik etmek, eseri eline alan okuyucunun nitelikli ve sürükleyici bir eser okumasını sağlamak için varız.

Ben 2019 ve 2024 yıllarında iki kitabımın hazırlanmasında YazarEvi ile beraber çalışan biri olarak şunu belirtirken çok eminim; bu olağanüstü deneyimi yaşayan yazar bir sonraki eseri için yeniden YazarEvi ile çalışmayı özlemle bekleyecek ve beyaz sayfaları birbiri ardına sabırsızlıkla doldurmaya başlayacaktır.

Ahmet Mert Yılmaz

Temmuz 2024

 

 

YazarEvi 7 Yaşında…

Sibel Güneşdoğdu’nun YazarEvi 2023-2024 Bildirisi:

CIVIL CIVIL BİR DÜNYADIR YAZAREVİ

YazarEvi’nin yeni yaşını kutlarken bunları anlatmazsam olmaz…

Yıllar önceydi… Sanal bir dünyada, bir kapıdan içeri girdim ve yaşamım boyunca izini sürdüğüm, özlemini çektiğim bir oluşumla karşılaştım; YazarEvi ile…

Orada dosyanızın kabul gömesini, sonrasında eksiklerinin giderilmesini dilerken bir bakarsınız okullu olmuşsunuz; yazdıklarınızı yeni baştan sorgulayıp hatalarınızı kendiniz düzeltebilecek duruma gelmeden bırakmaz o okul sizi…

YazarEvi’nde salt iş değildir ortada olan; duygudur, inançtır. Bu uğurda dökülen emekse pek adlandırılmaz; çünkü bir dosyanın en nitelikli biçimde hayata karışmasıdır amaç…

Ben neden varım, madem varım ve düşünüyorum, sorguluyorum, bunları yazmalıyım, dediğiniz anda kaleme, kâğıda sarılırsınız. Ama dışarıdan göründüğü gibi değildir. Örneğin mutfakta epey zaman geçirmek gerekir, sebzelerin yemeğe dönüşmesi yolunda başarılı lezzetleri yakalamak için… İyi bir aşçı olmak istiyorsanız yıllarca yemek pişirmelisiniz.

Yazmaya gönül vermiş her yazar adayı, yalınayak bir yürüyüşe başlar hayatın taşlı yollarında… Vazgeçmek, ilk dönemeçte geri dönenlerin teslimiyetidir. Vazgeçmemeye kararlı, düşlerimizin ardında koşarken zaman akıp gider. Hayat, kararlı insanları sevse de onlarla uğraşacağı unutulmamalıdır. Kendinden emin, ben doğuştan yazarım, hatta yazar doğmuşum türevi cümleler yürekte bir duvardan diğerine çarparak parçalanır. Kimse yazar olarak doğmaz; çalışmak, işçilik, süreklilik, boş zaman değil, yazmak için hayattan çalınacak zamanlar gerekir… Çokça okuyup, çokça yazıp, yazılanların büyük bölümünü silip atacak, bir daha da dönüp arkaya bakmayacak duruma gelene dek…

Ancak… Bir çocuğun ailesi, bir insanın sevdiği, hastalıklarımızda koşacağımız doktorlarımızın olması zorunluluktur. İyi yüzmek ya da kayak yapmak için ders almalı, profesyonel bir sporcu olmak istiyorsak bir antrenörle çalışmalıyız… Liste uzar gider. Kısacası eksiklerimizi tamamlayanlara gereksinimimiz vardır, bu bağlamda bir yazarın mutlaka kalemi sağlam bir editörü olmalıdır.

Çok isteyince olur… Bir melek sihirli değneğini oynatır hazır olduğunuzda, bir kapı açılır, o kapıdan girersiniz ve en baştan başlarsınız; çünkü o zamana dek öğrendiklerinizi bohçalara sarıp saklama zamanı gelmiştir… Ben de öyle yaptım. Size önümde açılan o kapının ardındaki, tuğlaları saygıyla, dostlukla örülü, içerde yankılanan tüm çınlamalar motivasyon aşılayan, sıcacık, bacası durmaksızın tüten, mutfağında sürekli bir şeyler pişen evi, YazarEvi’ni anlatmaya çalıştım. O ev iyi ki var. Yeni yaşın kutlu olsun YazarEvi…

YazarEvi, Kurucu Editörü Can Hoca’yla, editörleriyle, yazarlarıyla, düşlerle, emeklerle, hayata bir armağan verme ruhuyla hazırlanan kitap dosyalarıyla hep var olsun.

(16 Temmuz 2023’te, YazarEvi’nin 7. yaş gününde kamuoyuna duyurulmuştur.)

YazarEvi Yazarı Sibel Güneşdoğdu,Suskun Toy Kuşları ve Özgür Renkler’in yazarıdır.

YazarEvi 6 Yaşında…

Gonca Ataç'ın YazarEvi 2022-2023 Bildirisi:

OKURDAN ÖNCE SON ÇIKIŞ: YAZAREVİ

Aşağıdakilerden hangisi daha çabuk kırılır?

a. Kedi patisi ile bir hamlede masadan aşağı itilen kristal cam bardak.

b. Henüz taksitleri bitmemiş son model akıllı telefonun ekran camı.

c. İlk dosyasını sunan yazarın kalbi.

Doğru cevabı 6 yıl önce mi öğrenmiş YazarEvi? Tabii ki hayır, cevap zaten onun nüvesindeymiş, YazarEvi’ni sıcacık bir eve dönüştüren, içine kimi alırsa hemen kaynaştıran, edebiyatı, kitabı, kalemi, sözcükleri, harfleri her şeyden çok seven ve 'Bu işi en iyi biz yaparız’ sloganını şiar edinmiş bir nüveymiş bu. Sanki ismin değil de naifliğin beş hali varmış ve YazarEvi hepsiyle epeydir hemhalmiş.

Gelen bir kitap dosyasının; yazarının o ana kadar gül gibi baktığı, kimselerin kucağına vermek istemediği, elden günden sakındığı bir bebecik olduğunu hep bilmiş. Bebeğin gazını çıkarmanın, ağlarken bir anda güldürmenin, karnını hep dolu tutmanın, o kundaktaki bebekten herkesin imreneceği kocaman bir yetişkin yaratmanın gizlerini paylaşmış ailesiyle, kimi kolayca kimi çetince olsa da hep ikna etmiş, edebilmiş...

Yazarla YazarEvi arasında bir gönül birliği doğup birliğin ikizi de güven olunca işte bu kocaman ev o zaman iyice sağlam basmış yere, 6 yılda dallanmış budaklanmış…

Bir yap-boz var diyelim 5000 parçalık falan. Tamamlanması aylar, yıllar sürenlerden. Nihayet bitirilse de bazı parçaların yerinden çok da emin olunmadığı hani. Kimi parçalar yerlerinden çıktı çıkacak gibi şişkince dururlar da üzerlerinden bir beş parmak geçirmek gerekir sık sık. Yani 5000 parçalık tablo ortaya çıkmış gibi olsa da bazı yerleri hiç içe sinmemiş, sanki mecburen kabullenilmiştir.

İşte o zaman ‘Büyük resmi’ görür editör. -O hep kulağımıza çalınan büyük resim değildir bu, aman!- ‘Tamam’ der, ‘O arzu ettiğiniz yere varacağız, evet, ama bu yoldan değil, ben daha kestirme bir yol biliyorum, var mısınız?’

‘Varım!’ diyorsa yazar…

Yanlış parçalar yapbozun yarısını bile oluştursa tek tek çıkarıp yeniden başlamayı göze alıyor demektir.

Daha kestirme istasyonları izleyip aynı hedefe, belki de düşündüğünden daha ötesine, üstelik daha manzaralı yerlerden gidildiğine sevinçle şahit olacak, demektir. Ve bildiğini sandığı yol, yıllardır planladığı varış noktası; hayalindekinden çok daha berrak, çok daha anlamlı, çok daha tatminkâr olmuştur artık, düşünür:

‘Ben mi editör mü düzenlemiştik şu yandaki bahçeyi? Başlarda o böyle olsun demişti de ben mi karşı çıkmıştım, yoksa tam tersi miydi? Biz bu editörle birlikte mi büyüdük? Aynı filmlerde mi doldu gözlerimiz? Kötü gideceğini hissettiğimiz ilişkileri noktaladığımız yaz gecelerinde birlikte mi ağladık? Aynı zaferlere, aynı yenilgilere mi tanık olduk bir zamanlar? O senenin en gözde kıyafetlerini hangi ara alıp pişti olduk? Canımızı acıtan şeyler nasıl bu kadar ortak? Editör ben miyim yoksa? Yazar olan o mu acaba? Hem bu yol nasıl da güzel, bitmese olmaz mı?’

Ve anlar yazar, o güne dek imlâ kılavuzu sandığı editörün gerçekte bir hayat kılavuzu, okurdan önceki son çıkış, üçüncü göz, altıncı his olduğunu… Yarattığı eseri de onu okuyacak okuru da çoktan çözdüğünü... Ve deneyimin meğer nasıl yüce bir dağ, empatinin ne bereketli bir okyanus olduğunu…

YazarEvi, kendini, gayesini, hedefini adında özetleyivermiş 6 yıl önce… Yazarlara hep iyi gelen, kalp kırmayan, kalp onaran, her ne yazıyorsak onu yolun sonunda kutsal bir metin gibi baş tacı yapan bir yer burası. Değil ondan bir şeyleri sakınmak, korkusuzca, bir an bile çekinmeden bebeklerimizi kapısına bırakıp gidebiliriz artık!

O halde yaşasın yazma kaygımızın hiç bitmeyen motivasyon nehri; YazarEvi!

Yaşasın naif ruhların kardeşliği!

Daima ilk günkü şevkle, hiç tükenmeyen sözcüklerle, birlikte nice seyahatlere ve nice yıldönümlerine!

(16 Temmuz 2022’de, YazarEvi’nin 6. yaş gününde kamuoyuna duyurulmuştur.)

YazarEvi 5 yaşında…

2021 – 2022 YazarEvi Bildirisi…

“Buralar önceden dutluktu...” diye bir tabir vardır ya, bu ifade tam olarak anlatıyor bence YazarEvi’ni.

İsterdim ki çok süslü ve edebi cümlelerle doldurayım, “Vayy be! Ne de güzel yazmış!” diye okuyun ancak işlerin en başından, buralar dutlukkenden beri içerisinde olunca, sürecin kendisi “Vayy be!” dedirten şekilde olunca bana da sadece anlatmak kaldı dilim döndüğünce.

Yıl 2016, her şeyin başladığı yer, hatta henüz ben bile yokum. Fikrin, tek kişilik dev kadrosu: Can Gazalcı. Sahilde oturup uçsuz bucaksız denizi izlerken aklına gelen ‘ben en iyi bu işi yaparım’ cümlesinin zihninde dolanması ile başlayan süreç ve bu cümlenin hayata geçtiği yer, YazarEvi. Her şey işte böyle başladı... Yine de dayanamayıp biraz da fantastik ve mistik ögeler eklemek isterim.

Masalları severim ben, okumayı, dinlemeyi hatta yazmayı. Haydi gelin ben size YazarEvi’ni bir masal olarak anlatayım. Hazırsanız alın elinize çayınızı ya da kahvenizi, yaslanın koltuğa, çıkalım beraberce YazarEvi tahtına.

Çok çok uzun yıllar önce ya da çok çok uzun yıllar sonra günlerden bir gün bir adam sırtında heybesi ya da daktilosu ya da bilgisayarı ile düşmüş yollara. Onun işi kelimelermiş, onun işi kelimelerin gücünü keşfetmekmiş, onun işi kurguların içerisinde yaşayarak hayatı anlamak, anlamlandırmakmış. Böyle böyle az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş tabii ki sayfaların arasında, kelimelerin içerisinde sörf yaparak ilerlemiş. Tam da bu zamanda öyle bir yerde bulmuş ki kendisini… Her yer dutluk, her yer verimli arazi, hangi taşı kaldırsa sihirli bir kelime, o kelimelerin peşine takılıp giden muhteşem insanlar… Merakla oturup izlemeye başlamış o harika insanları ve taşı toprağı altın değerinde olan kelimeleri ancak izledikçe fark etmiş ki bir eksik var. Bu kadar yetenek, bu kadar birikim olmasına rağmen keşfedilmemiş bu bölge, hâlâ bakir. Bu sefer sormaya, sorgulamaya başlamış, neden böyle diye. Her birinin yeteneklerini sayfaların arasına gizlediklerini fark etmiş.

Gizlerlermiş de o kelimelerin etrafa ışık saçtığını ve fark edilmek istediklerini görmezlermiş. Sanki kendilerine körmüş hepsi. Hep hazır olmadıklarını düşünürlermiş. Bir şey belki de birkaç eksik var diye tamamlamadıkları hikâyeleri ya da her şey muhteşem ancak ne yapacaklarını bilemedikleri sayfalar… Adam şaşırmış, bu kadar yetenekli insan ve bir o kadar kendini saklayan insan… Başlamış düşünmeye, dinlediklerini tekrar etmiş, izlediklerini tekrar canlandırmış zihninde, almış eline kâğıdı kalemi yazmış, çizmiş, ölçmüş, biçmiş... Günler geceler geçmiş. Bu sefer o üstün nitelikli insanlar onu izlemeye başlamış. Hem de günler geceler boyu tam da çevresini sararak…

Böyle gelip geçen merak uyandıran günlerin birinde aniden yerinden fırlamış, ‘buldum’ diye bağırmış. Heyecandan yerinde duramıyor, koşuyor, koşuyormuş, nefesi tükenmiş bağırmaktan, elleri titremiş heyecandan. Çevredekiler şaşkın, gülerek eğlenerek dolanan bu adamı anlamaya çalışmışlar. Adam en son sakinleşmiş ve oturmuş bir ağacın altına, çıkarmış heybesini, daktilosunu ya da bilgisayarını ve demiş ki: Hazır mısınız? Başlıyoruz!..

İzleyenler anlamak için bir bir sıraya girmişler, sıraya giren bu uzun ve meşakkatli süreçten öyle keyif almış ki sıradan çıkmak istememiş. Ancak onlar istemese de eserleri hazır olunca kendilerinin ışığının yayılmasının başladığını görünce karar vermişler bu anın tadını çıkarmaya. Hemen ardından da muhteşem kelimeleri, hikâyeleri zihinde tekrar dönmeye başlar, yeniden girerlermiş sıraya. Beraber ışıldamak, ışıldatmak için. Hepsinin bir davası varmış, anlatmak istediği hikâyesi ya da hikâyeleri. Adamın da varmış tabii... Kendini bulmak için çıktığı bu yolculukta bulduğu hikâyesi…

Günler, aylar geçmiş bu adamın ve köyün ünü öyle yayılmış, dillere destan olmuş ki bu sefer uzak diyarlardan gelip sıraya girenler olmuş. Beraberce kelimelere üflemiş, çözmüşler. Kurmuşlar, kurgulamışlar... O köyün adını da YazarEvi koymuş, kurucusuna da; kelimelere ve kurgulara üfleyen adam demişler. Gökten üç elma düşmüş; ilki yazarın, ikincisi editörün, üçüncüsü de yayınevinin başına...

Masal burada bitmez tabii ancak gerçekler daha çarpıcıdır her zaman, masal ruhumuza işler, gerçek zihnimizi ikna eder. Ben ustanın önce öğrencisi daha sonra da kurucu editör olarak yer aldığım YazarEvi ailesini; emeğin, çalışmanın, yazarlarla beraber onların zihin kıvrımları arasında gezinmenin hazzını aldığım, öğrendiğim bir okul olarak tarif etmek isterim size. Öyle bir okul ki her dönem bahçesi, sınıfları ve nüfusu genişliyor.

Buranın en önemli özelliklerinden birisi de çalışmaların bir iki saat değil en az günde on on iki saat olması ve kimsenin ‘off’ dememesi. Elbette hiçbir başarı kolay olmaz, hiçbir başarı tesadüfen gelmez. Kan, gözyaşı, emek, huzur, mutluluk... Hepsi bir arada ilerler. Bazen yazar ve editör arasında günlerce giden gelen dosya olur, yazar editörü ikna etmeye çalışır. Bazen editör yazarı ikna etmeye çalışır. Hatta bazen yazar eserin bittiğine emindir ama editör hazır değildir...

Çok yaşadım bu anları, bazen ben yeter dedim, istersen bitsin, olmaz, hayır kelimelerini dinledim defalarca. O zamanlarda öğrendim “Ben bu işi en iyi yaparım,” demek sadece sözle olmuyor. Yılların birikimi, deneyimi... Hani bir ressamın hikâyesi vardır ya; param yok ancak yemek karşılığı resim çizerim diyen. Onun gibi bazen her şey, dışarıdan bakıldığında birkaç dakika içerisinde çizilen ancak ardında en az yirmi yıllık çalışma olan… YazarEvi de böyle bir birikimin eseri. Gelen her dosya üzerinde artık sayısı gün geçtikçe çoğalan değerli editör kadrosu, sosyal medya ekibi ve yayınevi ortaklığı ile büyüyen, gelişen, geliştiren...

Burada sizlerin de izniyle Can Gazalcı’ya, kelimelere ve kurgulara üfleyen adam demek isterim. Belki de ağaçtan elmaları başımıza atan da odur...

YazarEvi’nin 5. yaş günü kutlu olsun...

(6 Temmuz 2021’de, YazarEvi’nin 5. yaş gününde kamuoyuna duyurulmuştur.)





YazarEvi 4 Yaşında...

2020-2021 YazarEvi Bildirisi...

“Bu sesler; bazen yarım kalmış bir sevdanın yürek çırpıntısı, bazen uzun ayrılıkların sonundaki kavuşmaların sevinç gözyaşlarıdır. Bazen göçük altındaki bir madencinin iniltisi, bazen bir işçi çocuğun yorgun nefes alış verişidir”

YazarEvi Sözcüklerin Yârenidir

Kemal Çevik - Öykücü, YazarEvi Yazarı

Durmaksızın, bölük bölük sözcükler sökün eder YazarEvi’ne, binler, on binler, yüz binlerce… YazarEvi, kapılarını, pencerelerini her daim açık tutar sanatın, edebiyatın bu söz varlıklarına. Yalnızca kapılarını, pencerelerini değil, yüreğini de açar ardına kadar; kendi yüreğini onların yüreklerine katar.
Sözcüklerin özündeki sesleri dinler cankulağı ile. Toplumun, doğanın derinliklerinden süzülüp gelmiş olan titreşimlere, duygulara, düşünüşlere, soruşlara, kaygılara; ürkek fısıltılara, başkaldırılara, gariplik ve üzgünlüklere kulak kesilir.

BAZEN ÖKSÜZ BİR ÇOCUĞUN İÇ ÇEKİŞİ...

Bu sesler; bazen yarım kalmış bir sevdanın yürek çırpıntısı, bazen uzun ayrılıkların sonundaki kavuşmaların sevinç gözyaşlarıdır. Bazen göçük altındaki bir madencinin iniltisi, bazen bir işçi çocuğun yorgun nefes alış verişidir. Bazen yaşlı bir kadının bakışlarındaki uzaklar, bazen toy bir kızın azgın iştahlar karşısındaki çaresizliğidir. Bazen bir şehit anasının yürekleri dağlayan ağıtı, bazen öksüz bir çocuğun iç çekişidir. Bazen sevinç çığlığı, bazen coşkun bir gülümseyiştir. Bazılarında bir isyan, bazılarının içinden ise ağlama sesleri duyulur; bazen YazarEvi’de onlarla beraber hüzünlenir, onlarla beraber gözyaşlarına boğulur.

Mayakovski, “…Yürek de bir motordur çünkü/ve ruh, onun çalıştırıcısı./ Eşitiz bizler/şairler ve teknisyenler./ Vücut ve ruh emekçileriyiz / aynı kavganın içinde./ Ve ancak ortak emeğimizle/ bezeriz evreni /marşlarımızı gümbürdeterek/ Haydi!” der “şair işçidir” şiirinde.

HEP GÖNÜLDEN,RUHUN DERİNLİKLERİNDEN...

YazarEvi’nde de hep gönülden, ruhun derinliklerinden gelen bir çaba, dökülen göz nuru vardır. Saatlerin hesabı yapılmaz. Gündüzler gecelerin, geceler gündüzlerin içine uzanır. Sözcük pınarları tümcelere, tümceler paragraflara koşarken, zaman akar gider duyguların, yeni filizlenen ilhamların selinde.

Bir emek gücü koyar ortaya YazarEvi. Yazarlarına omuzdaş olur. Bir karıncanın gayretinden, arının hünerinden, kaplumbağanın sabrından öykünerek, Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Sait Faik, Fakir Baykurt; Nazım Hikmet, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Ahmed Arif ve daha nice bilge yazarımızın aydınlık izinden esinlenerek, köklerinden beslenerek yapar bunu. Sözcükleri gereksiz yığınlardan arındırıp örgütlü kitlelere dönüştürmelerinde yârenlik eder yazarlarına. Tümcelerin nerde durup dinleneceğine, nerde şahlanacağına yoldaşlık yapar.

HUMMALI BİR DEVİNİM

Günler, haftalar, aylar hatta yıllarca hummalı bir devinimdir sürüp giden… Nihayet bir tomurcuk coşkusunda, imbikten geçirilmiş damıtılmış bir eser doğar toplumun vicdanına. İnsandan, doğadan gelen söz güçleri yeniden dönmüş olur geldikleri yere. Ama estetik bir ruhla, söz sanatıyla bezenmiş, insancıl duygularla yüklenmiş, ideali olan bir geri dönüştür bu.

Bu dönüş, hiçbir gücün baş eğdiremediği, hiçbir zalimin zincire vurup tutsak edemediği; dünyayı güçle şiddetle yönetenlerin korkulu rüyası olan, sınırlar ötesine rüzgârın kanatlarında kulaktan kulağa yayılan bir şiir, bir öykü ya da bir romandır artık.

GÜZELİ; İYİYİ; DOSTLUĞU...

Artık haksızlıklara, vicdansızlıklara, insanın insanı sömürmesine karşı çıkan düşünceler sökün eder belleklere. Güzelliğin, iyi olanın, dostluğun, barış içinde bir arada yaşamanın mücadelesi veren kahramanlar ete kemiğe bürünmeye başlar.
.
Tarih boyunca bu kahramanları yaratanlar zindanlara atıldı, zincire vuruldu, kimileri canice katledildi. Ama onların yarattığı gücü tutsak etmeye yok etmeye ne ordularla ne de silahlarla başa çıkabildiler.

“Başım köpük köpük bulut,/ içim dışım deniz,/ ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında,/budak budak, Serhan serhan ihtiyar bir ceviz./ Ne sen bunun farkındasın, ne de polis farkında…” derken büyük ozanımız bu gerçeği haykırmış olmalı…

Bu duygularla YazarEvi’nin emek gücünü, sanat ve edebiyat yolundaki doludizgin yürüyüşünü selamlıyorum.

(16 Temmuz 2020’de, YazarEvi’nin 4. yaş gününde kamuoyuna duyurulmuştur.)

KEMAL ÇEVİK- ÖYKÜCÜ; YAZAREVİ YAZARI (ÖYKÜ KİTABI SEN YÜREĞİMDEKİ YARAYI BİR GÖRSEN, YAZAREVİ ÖZEL KOLEKSİYONU’NDAN YAYIMLANMIŞTIR.)

KEMAL ÇEVİK- ÖYKÜCÜ; YAZAREVİ YAZARI (ÖYKÜ KİTABI SEN YÜREĞİMDEKİ YARAYI BİR GÖRSEN, YAZAREVİ ÖZEL KOLEKSİYONU’NDAN YAYIMLANMIŞTIR.)